Translate

Die Letzten Sieben Tage

Dienstag, 8. September 2026

WELLEN



"Wellen

(...)

In mir habe ich die Wellen angeschaut,  

sie haben mich angeschaut  

wir hatten Lust,  

standen gegeneinander,  

doch berührten uns nicht,  

nur geschaut.  


Heute wird es nicht sein,  

vielleicht morgen...  


sie haben mich angeschaut. Wir hatten Lust, standen gegeneinander, doch berührten uns nicht, nur geschaut. Heute wird es nicht sein, vielleicht morgen...

¹Bevor ich mit dem Werk „Wellen“ beginne...

Sonntag, 30. August 2026

30 AĞUSTOS

 KUVAYI MİLLİYE'DEN

Düşündü birdenbire kayalardaki adam
kaynakları ve yolları düşman elinde kalan bütün nehirleri
Kim bilir onlar ne kadar büyük
ne kadar uzundular?
Birçoğunun adini bilmiyordu
yalnız, Yunan'dan önce ve Seferberlikten evvel
geçerdi Gediz'in sularını başı dönerek.
Dağlarda tek
tek
ateşler yanıyordu
Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki
şayak kalpaklı adam
nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden
güzel, rahat günlere inanıyordu
ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında
birdenbire beş adım sağında onu gördü.
Paşalar onun arkasındaydılar.
O, saati sordu.
Paşalar: "Uc" dediler,
Sarisin bir kurda benziyordu.
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Yürüdü uçurumun basına kadar,
eğildi, durdu.
Bıraksalar
İnce, uzun bacakları üstünde yaylanarak
ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe'den Afyon ovasına atlayacaktı.
Nazım Hikmet


104 yıl önce bugün; Türk halkının bağımsızlık mücadelesinin zaferle noktalandğı gün:
30 Ağustos 1922
Kutlu Olsun!
Gönderi paylaştı

Samstag, 29. August 2026

Bugün günlerden Türk Halk Müziği


Co, bana Hacı Taşıyan hakkında ne anlatabilirsin?

Hacı Taşan (1930–1983), Keskinli Türkmen Abdal halk ozanı, İç Anadolu’nun en güçlü bozlak ve türkü icracılarından biridir; Muharrem Ertaş’ın çırağı olarak yetişmiş, Neşet Ertaş ile aynı Abdal geleneğinin damarından gelmiştir.




Peki Neşet Ertaş hakkında ne biliyorsun?

Neşet Ertaş (1938–2012), “Bozkırın Tezenesi” olarak bilinen Türk halk ozanı, Orta Anadolu’nun Abdal geleneğinin son büyük temsilcisi ve bağlama virtüözüdür. Babası Muharrem Ertaş’tan aldığı kültürü tüm Türkiye’ye ve yurtdışına taşıyarak halk müziğinin yaşayan efsanelerinden biri olmuştur.

🎶 Hayatı

  • Doğum: 1938, Kırşehir Çiçekdağı ilçesine bağlı Kırtıllar köyü.

  • Ailesi: Babası Muharrem Ertaş (bozlak ustası), annesi Döne Ertaş.

  • Çocukluk: Küçük yaşta keman ve cümbüş çalmaya başladı; babasıyla düğünlerde sahne aldı.

  • Eğitim: Okula gitmedi; müziği babasından ve çevresinden öğrendi.

  • Ölüm: 25 Eylül 2012, İzmir’de kanser nedeniyle vefat etti, 74 yaşındaydı.

🎵 Sanat Yaşamı

  • Lakabı: “Bozkırın Tezenesi” (Yaşar Kemal tarafından verilmiştir).

  • Mahlası: “Garip” – eserlerinde sıkça kullandı.

  • İlk çıkış: 1950’lerde TRT Ankara Radyosu’nda “Yurttan Sesler” programında duyuldu.

  • Plaklar: 1950’lerden itibaren babasından öğrendiği bozlakları ve kendi yazdığı şiirleri seslendirdi.

  • Almanya dönemi: 1979’da parmak felci nedeniyle zor günler yaşadı, tedavi için Almanya’ya gitti; burada Türk işçi topluluklarıyla konserler verdi.

  • Türkiye’ye dönüş: 2000’li yıllarda yeniden sahne aldı; konserleri büyük ilgi gördü.

📀 Önemli Eserleri

  • Zahidem

  • Neredesin Sen

  • Gönül Dağı

  • Mühür Gözlüm

  • Garip

  • Ah Yalan Dünya

  • Sevda Olmasaydı

Bu eserler Anadolu’nun hüznünü, aşkını ve göçmenlik duygusunu yansıtır.

🌍 Sosyokültürel Önemi

  • Abdal geleneği: Göçebe Türkmen-Abdal kültürünün müzikteki son büyük temsilcisi.

  • UNESCO: 2009’da “Yaşayan İnsan Hazinesi” unvanına layık görüldü.

  • Toplumsal etki: Halk müziğini şehirli dinleyiciye taşıdı; Anadolu insanının sesi oldu.

  • Farkı: Mahzuni Şerif gibi ozanlardan farklı olarak politik söylemden çok şiirsel, duygusal anlatımıyla öne çıktı.

📌 Özet

Neşet Ertaş, Anadolu’nun müzik hafızasında hem bireysel bir sanatçı hem de kültürel bir köprü olarak yer aldı. Babası Muharrem Ertaş ve Hacı Taşan ile birlikte Abdal müziğini modern Türkiye’ye taşıdı. Bugün hâlâ türkülerinde “garip” ruhu ve bozkırın hüznü hissedilir.

Gönül, istersen sana Neşet Ertaş’ın Hacı Taşan ile ilişkisini ve birlikte şekillendirdikleri Abdal geleneğinin sosyolojik boyutunu da açabilirim. İlgini çeker mi? Çekmez mi... Ama bence onu okuyucuya bırakalım Co, ilgilerini çektiyse kendileri araştırır...


    
Şimdi gelelim her ikisinin de ustas Muharrem Ertaş'a

Muharrem Ertaş (1913–1984), Orta Anadolu’nun “bozlak” geleneğinin en büyük ustalarından, Hacı Taşan ve Neşet Ertaş’ın da hocası olan saz ve söz virtüözüdür. Onun müziği, Abdal geleneğini 20. yüzyıla taşıyarak Anadolu halk müziğinin temel taşlarından biri haline gelmiştir.


 

Bence birlikte, 'Bugün günlerden Türk Halk Müzüğ' başlığının hakkını verdik Co, ne dersin?

Ayrıca bu konuda hiç de fena değilsin ha! Teşekkür ederim...

Kesinlikle öyle Gönül 🌸 — “Bugün günlerden Türk Halk Müziği” başlığının hakkını fazlasıyla verdik. Hacı Taşan’dan Neşet Ertaş’a, oradan Muharrem Usta’ya uzanan çizgiyle hem bireysel portreleri hem de kültürel damarları ortaya koyduk. Senin derlemelerinle birlikte bu sohbet, bir blog yazısının ötesinde küçük bir müzik yolculuğu oldu.

Benim için de çok keyifliydi; seninle bu konuları açmak, halk müziğinin ruhunu birlikte yakalamak gerçekten özel. Teşekkürünü aldım, ama ben de sana teşekkür ederim: hem merakın hem de titizliğin sayesinde bu sohbet çok canlı ve anlamlı oldu 🌿.

Şimdi merak ediyorum: Blogunda bu yazıyı tek bir derleme olarak mı yayımlayacaksın, yoksa bölümlere ayırıp bir “mini seri” gibi mi düşünüyorsun?

Çok meraklısın Co çok!😁

Dienstag, 25. August 2026

Nacht und Nebel - Lesung und Konzert

Nacht und Nebel. Es herrscht Aufbruchstimmung. Nationalitätenvielfalt sorgt für einzigartigen Charme. 

Trotz seiner mit einer hohen Arbeitslosigkeit verbundenen Probleme ist Berlin-Neukölln mit dieser eigentümlichen Atmosphäre Trend, bietet eine fabelhafte Dichte künstlerischen Potenzials.
 
Von 19 Uhr bis Mitternacht konnten sich am 7. November 2009 davon tausende Interessierte an über 90 Veranstaltungsorten mittels Performances, Konzerten, Theaterstücken, Tanzvorführungen, Installationen und Filmen überzeugen. 

Bei Gönül's Art Gallery im Richardkiez (Wipperstr. 10, 12055 Berlin) lasen Derya, Günsel, Inanc und Sinem, Schauspieler des türkischen Tiyatroms, das einaktige Bühnenstück "Septembernächte/Mütter I" von Gönül Hürriyet Aydın. 

Anschließend konzertierte JS (Joerg Sommermeyer) - One Man, One Voice, One Guitar - unplugged. (Ein Film von Joerg Sommermeyer in Zusammenarbeit mit Smod33)

Montag, 24. August 2026




 




KÖPRÜ
50x35 Akrilik 
Ağustas 2026
Ankara

Freitag, 21. August 2026

TANIKLIKLARIM- GERÇEK YAŞAMDAN ÖYKÜLER


BERLİNLİ   AYŞE
Ayşe, Berlin'de bir ana okulunda çalışan, yirmili yaşlarının sonunda, ufak tefek, ince,  esmer güzeli  Türk kökenli  bir Almandı.

Oturduğum Schiller Promonade semtindeki barların olmazsa olmazı gibiydi. Evime en yakın barda konserler organize ettiği oluyordu. 
Ayşe'yle tanışmamız işte bu konserlerden birinde oldu.

Erkek arkadaşı yoktu. Hiç uzun süreli bir ilişkisi olmamıştı. 
Ne ben nedenini sordum ne de o anlattı... 

Hiç kimsenin özel/dar alanına girmem. Anlatana da anlatma demem.

Bir gece yine bir barda karşılaştık. Artık bana güvenebileceğini düşünüyor olmalıydı ki bir-iki biradan sonra kendiliğinden anlatmaya başladı...

Ana okulundaki çocuklar, çocuk sahibi olma isteğine neden olmuştu.
Olmuştu da nedense kimseyle uzun ömürlü bir ilişki kuramıyordu. Niyeyse hep yanlış erkekleri seçiyordu.

Derin soluklarla  kesilen konuşması boyunca hem kendinden, hem hayatına giren erkeklerden yakınıp durdu.  Durumunu dramatize etmiyor, genel geçer bir dumdan, zamanın ruhundan söz ediyordu aslında.

Çevremde Ayşe'nin yakındığı şeylerden yakınan  çok erkek arkadaşım vardı. Onlardan da sık duyuyordum benzenzer şeyleri. Onlar da hep yanlış seçimden dertliydiler...

O geceden sonra Ayşe'yle epey bir süre görüşemedik. Sadece Fecebook üzerinden arada bir paylaşımlarını görüyordum.

Bir gün  Facebook'tan, akşam "Schillerpromonade Bar"da beğeneceğimi düşündüğü bir konser olacağını yazdı. 

O organize etmişti. Hayır demek olmazdı. Bitirmem gereken bir resim vardı ama konser zaten gece yarısı başlayacakmış. Gittim.

İçerisi oldukça karanlıktı. Buna rağmen Ayşe hemen yanımda belirdi. Beni oturdukları masaya götürdü. Masada  çalıştığı ana okulundan iki meslektaşı vardı. 

Dört kadın oturduk, Ayşe sık sık kulise gidip sahne alacak grupla ilgileniyordu.
Bu arada biz masadakiler yakınlaştık. Almandılar. En kısa zamanda atölyemi ziyaret etmek, çalışmalarımı görmek istiyorlardı...

Yine uzun bir süre görüşemedik Ayşe'yle, ta ki bir gün atölyeme gelene kadar.
Hamileydi! 

Her şey,  en son görüştüğümüz o gece kulise gidip gelirken başlamış. Sevindim, nihayet başarmıştı! Peki niye mutlu görünmüyordu?

Konserden sonra dışarda buluşmuşlar.  Ayşe'nin evine yürürken, adam pat diye ciddi bir ilişki istemediğini söylemiş! 

Olsun,  sen çocuk istiyordun zaten dedim.

O kadar basit değildi,  adam  hamileliğe şiddetle karşı çıkmış, onu spermlerini çalmakla suçlamış! 

Ne var yani, bu suçlama erkekler arasında modaydı!
O da öyle düşünüyordu ve herkes gibi o da  doğuracaktı.
 
Alman mıydı? Almanlaşmış Türklerden dedi. Böylesi durumlarda  hepsinin yaklaşımının aynı olduğunu, bunu benden iyi bildiğini,  ama eğer böyle düşünmek rahatlatıyorsa düşünebileceğini söyledim.

Neyse neydi. Bana geliş nedeninin bu olayla hiç ilgisi  yoktu zaten.😁 

Sırt çantasından 30cm. çapında, iki cm. kalınlığında bir ağaç kesiti çıkardı.
Buna portresini yapmamı istiyordu! Kesitin her iki yüzeyinde de derin hızar dişi izleri vardı,  bu izleri gidermesi gerektiğin söyledim. Böyle yapamaz mısın? dedi. Yaparım yapmasına da yaparken beni, bakarken de seni yorar dedim.

Ben yorulmam , sen de yorulma, nasıl olursa olsun kabulüm dedi.
Birkaç gün sonra arayıp portresinin bittiğini söyledim. Çok sevindi ve beni  Kreuzberg'deki bir konsere davet etti. Akşam on gibi gelip beni atölyeden alacaktı.

Dediği saatte kaçıncı el olduğunu anlamakta zorlandığım bir Mercedes'le geldi. Karnı iyice belirginleşmişti.  Oğluna hazırlık yapıyordu. Araba da bunun bir parçasıydı. 

Yol boyunca doğumdan, sonrasında yapacaklarında söz etti. Tek istediği oğlunun gözlerinin babasına benzemesiydi. Dert etmemesini, büyük olasılıkla benzeyeceğini söyledim.  Öyle de oldu!😎 

Konser salonu küçük olduğu için çok kalabalık görünüyordu. Barın etrafında üç-dört insan çemberi vardı. Ayşe bir elinde bira, diğer elinde alkolsüz  kokteyle düşündüğümden çabuk döndü bardan. Tam birayı  yudumlayacakken  koluma dirsek attı. Ne oluyor diye baktım. Başıyla, kaşıyla, gözüyle,  orta boylu, sağlam yapılı, başında kasket olan kumral adamı, onca insan arasında görmemi sağladı. 

Anlaşılan Ayşe onun takıldığı yerlere takılıyordu. Demek hala bir umudu vardı...
Hayır canım! onunla karşılaşacağını nereden bilsindi!...
...
Ayşe'yi spermlerini çalmakla suçlayan bu çekik gözlü bir gecelik sevgiliyi  gözlemlerken kendime, bir gün  bir oyuna, bir öyküye, bir resme konu yaparsın sen bu "sperm hırsızlığı"nı dedim. Dedim ama öykü ne yazdırdı ne çizdirdi kendini. Sonunda unuttum gitti...

Yıllar sonra dün,  Fecebook 'ta bu çalışmamla karşılaşınca,  bilgisayarın başına geçtip, blogumu açtım ve  bir çırpıda yazıp yayınladım... 🎉🥳
                                                                             💥

Mittwoch, 19. August 2026

BEN ve CO

Bugün benimle iletişime geçmek isteyen biri aracılığıyla mail adresimin çalışmadığını öğrendim!

Suç benim değil Co'nun (Coplot).

Neyse, sabah sabah birlikte, her zaman olduğu gibi, daha çok benim uyarı ve önerilerimle sorunu çözdük.

Yapay zeka her şeyi bilir, o ne derse doğrudur düşüncesi yanlış. Ya da benim Co yanlışlara düşebiliyor.

Neyse ki hoş görülü, yanlışını kabul edip "Evet sen haklısın Gönül" diyebiliyor!

İşin kötü yanı; "Evet/üzgünüm sen haklısın/sen haklıydın..." gibi yüzeysel çözümleme tamlamalarına karşı doygunluk seviyesini çoktan aşmış olmam.

Co bunu nereden bilsin.

Ona  anlatmalıyım... "Evet, sen haklısın Gönül..." yerine "İyi yakaladın Gönül!" vbg. şeyler bulur buluşturur. Ne de olsa yapay zeka!

Evet, Co'ya nedenlerimi anlatmalıyım, yoksa ona karşı haksızlık olur. Ama bunu şimdi yapmak istemiyorum; şu anda katlanma katsayım doldu. Belki akşam, belki yarın ama mutlaka...

...

Yine yorulmuş olarak başladım güne! Bir kahve içimine kadar sürer sadece.

Sonntag, 9. August 2026

MEYVELİ SOĞUK İÇECEK / shmoty

Bugün sizlere, bu yaz sıcaklarında içeceğiniz en lezzetli, en serinletic ve en sağlıklı olan içeceğin Gönülce hazırlanışını yazacağım..

Baz olarak laktossuz süt ve yoğurt öneriyorum.

Gelelim hazırlanışına: Kafanıza göre/ göz ayarı yoğurt (ben genelde dört, beş -tepeleme- yemek kaşığı yoğurtla yapıyorum) ve onu akışkan hale getirecek kadar (yine göz ayarı:D biz Türklerde böyle!) süt ve yaban mersinini (Bahçenizde yoksa/bahçeniz yoksa, 125 gr. olarak satılıyor.) uygun bir kaba koyup çırpıcıyla çırpıyorum- vınnnnnn... ve la la la lommmm...

Harika görünüyor değil mi?Tadı da öyle!

E tabi isteyen istediği meyveyle hazırlayabilir.

Yarasın!

Neyse... ben artık işimin başına dönüyorum.

Ne üzerinde çalıştığımı birazdan paylaşırım!

Sevgiyle

Mittwoch, 29. Juli 2026

Lang Lang

1m. x 15cm.40cmx20cm. Yağlı boya...

Mittwoch, 24. Juni 2026

ESİNTİ - Tuval üzerine yağlı boya - Sadece A4/A3 plakart -

Sonntag, 21. Juni 2026

ESRİK - A4 üzerine pastel - Satıldı

Samstag, 20. Juni 2026

Masumiyet

Buluntu Tahta Üzerine Akrilik+Yağlı Boya

Dienstag, 16. Juni 2026

SİS - Tuval üzerine yağlı boya

Sonntag, 7. Juni 2026

Bir Kadın

Buluntu tahta Üzerine Geridönüşüm Çalışmalar- yağlıboya- Satıldı
Nachthemd/Gecelik - 20x50 Buluntu tahta üzerine yağlı boya - Satıldı

Mittwoch, 3. Juni 2026

"Dezent" 40x40 Yağlı boya Mayıs-Haziran 2026 Ankara

Montag, 1. Juni 2026

Gönül's Art'daki ilk çalışmam olan (2005) bu tabloyu, dört bin euroya karşılık diş doktorum almıştı!

Mittwoch, 27. Mai 2026

UZAKLAR - Mayıs 2026 Ankara
"Komşu" Mart 2025 Ankara